Özerk Mimarlık Atlas LogoÖZERK Mimarlık
İmar Sorgula

Makale ve Haberler

Mimarlık vizyonumuz, teknik makalelerimiz ve sektördeki gelişmeler üzerine düşüncelerimiz.

Cover image for Mimarlıkta Eleştirel Düşünce ve Tarihsel Perspektif

Mimarlıkta Eleştirel Düşünce ve Tarihsel Perspektif

Giriş

Mimarlık, sadece bir yapı üretme mesleği olmaktan çok daha geniş bir disiplin olarak, kültürel, politik ve teknik boyutları içinde barındırır. Ancak Türkiye’de mimarlığın entelektüel bir uğraş olarak algılanması hâlâ sınırlı kalmakta; eleştirel düşünce ise nadiren pratiğe yansımaktadır. Bu yazıda, mimarlığın tarihsel kökenleri, meslekleşme süreci ve iki farklı tarih görüşünün mimarlık teorisine etkileri incelenmektedir.

“Çok alışkın olduklarımızda dahil, bir şeylerin yapısını çözümlemek ya da çözümlemeye çalışmak yerleşik yargılarımızı kırmamıza yardımcı olur, böylece aynı şeylere tamamen farklı açılardan bakabiliriz. Mimara biçilen rol, karşısına çıkan her şeyi olduğu gibi kabul etmemektir. Kendimiz çok daha iyi bir çözüm bulacakken neden başkalarının fikirleriyle sınırlanalım? Kısıtlamaları fırsata dönüştürmek, kalıpların dışında düşünmemize yardımcı olur.”
Ali Özerk

Eleştirel Düşüncenin Mimarlıkta Yeri

Mimarlık, problem çözmenin ötesinde problemin sınırlarını zorlayan, eleştiren ve yeniden tanımlayan bir rol üstlenebilir. Ne var ki, Türkiye’deki meslek algısı çoğunlukla doktor, avukat, mühendis gibi bilimsel‑teknik temelli bir çerçeveye indirgenmiştir. Bu durum, mimarın yaratıcı ve eleştirel potansiyelini kısıtlayan bir ortam yaratmaktadır.

  • Meslekleşme Mücadelesi: Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren mimarlar, saygınlık kazanmak için mesleklerini bilimsel temellere dayandırmaya çalışmışlardır.
  • Mühendis‑Mimar Eş Anlamlılığı: 1990’ların sonuna kadar halk arasında “mimar” kelimesi çoğu zaman “mühendis” ile eş anlamlı olarak kullanılmış, bu da mimarlığın sanatsal ve eleştirel yönünün gölgede kalmasına yol açmıştır.
  • İdeolojik Çerçeve: Pozitif düşüncenin hâkim olduğu bir ideoloji, eleştirel düşüncenin gelişimini engellemiş ve mimarlığı sadece teknik bir hizmet olarak konumlandırmıştır.

Mimarlığın Tarihsel Algısı ve İki Tarih Görüşü

Mimarlık tarihine iki temel bakış açısı üzerinden bakabiliriz:

Mutlak Değerler Görüşü Tarih, nesnel, değişmez kurallar ve “doğal yasalar” üzerinden ilerler. Mimarlık, evrensel ölçütler ve estetik kanunlar çerçevesinde değerlendirilir. Göreceli Evrim Görüşü Tarih, kültürel dizgelerin sürekli evrimi ve göreli doğruluklarıyla şekillenir. Mimarlık, her dönemin kendi değerlerini üretmesi ve geçmişi yeniden yorumlamasıyla ilerler.

Her iki görüş de mimarlık pratiğinde birbirini tamamlayıcı niteliktedir; bir yandan sağlam ve işlevsel temelleri (mutlak değerler), diğer yandan ise kültürel bağlam ve yenilikçiliği (göreceli evrim) besler.

Ortaçağ ve Rönesans’tan Günümüze Mimarlık Kuramı

  • Ortaçağ ve Rönesans: Estetik ve işlevselliği tek bir ontoloji içinde birleştiren bir yaklaşım hâkimdi. Güzellik, matematik, müzik ve doğa yasalarının bir yansıması olarak görülür, yapının geometrik oranları hem estetik hem de yapısal dayanıklılığı garantilerdi.
  • Sanayi Devrimi: Mimarlık, kutsal metinlerin otoritesinden çıkıp, modern uygulamaların teorik temellerini aramaya başladı. Tarih, yeniden inşa edilerek yeni tasarım paradigmaları için bir referans noktası haline geldi.
  • Günümüz: Dijital araçlar ve yapay zeka gibi teknolojiler, mimarlığın hem teknik hem de eleştirel boyutlarını yeniden şekillendiriyor. Ancak eleştirel düşüncenin eksikliği, bu yeniliklerin tam potansiyeline ulaşmasını engelleyebilir.

Sonuç

Mimarlık, yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda kültürel, politik ve felsefi bir disiplin olarak ele alınmalıdır. Eleştirel düşüncenin ve tarihsel perspektiflerin bütünleşmesi, mimarların sadece “çözüm üreten” değil, aynı zamanda “sorunları yeniden tanımlayan” aktörler olmasını sağlayacaktır.

Yorumlar